Gülgün Foto

Gülgün Sharafat

Psikolog
HAKKIMDA | TÜM YAZILAR
ÇOCUKLARDA BÜTÜNSEL BEYİN GELİŞİMİNİ DESTEKLEYEN İLETİŞİM BİÇİMLERİ

ÇOCUKLARDA BÜTÜNSEL BEYİN GELİŞİMİNİ DESTEKLEYEN İLETİŞİM BİÇİMLERİ

PAYLAŞ

Kendini değerli hissetme duygusu yalnızca bireysel farklılıkların onaylandığı, hataların hoş görüldüğü, iletişimin açık ve kuralların esnek olduğu ortamda gelişebilir – ki bu ortam bunu yaratıp, koruyup, besleyebilen ailede olur. ~Virginia Satir~

Son yazımda beynin bütünsel çalışmasını desteklemek için önereceğim iletişim teknikleri ve aktivitelerden bahsetmiştim. Bu yazımda bütünsel beyin işleyişini destekleyen iletişim biçimleri üzerinde durmak, aktiviteleri başka bir yazımda aktarmak istiyorum.

Bir ebeveyn olarak çocukların bütünsel beyin gelişimini desteklemek, zihinsel ve duygusal tepkilerini yönetmek, geliştirmek en önemlisi süreçte olumlu iç ses kazanmalarına yardımcı olmak için kullanabileceğiniz en etkili yöntem iletişim biçiminizdir. Çocuğunuzla kurduğunuz iletişim biçiminiz onun zihinsel iklimini yaratır. Herkesin bir iç sesi vardır. Bu iç ses dış dünyada olup bitenleri anlamak, değerlendirmek ve seçimler yapmak için bizi yönetir. İç sesimizde kendimizi suçlayan, yargılayan, eleştiren, küçümseyen ifadeler genellikle çocukluk yıllarımızda çevremizdeki yetişkinlerin ebeveynler, yakın akrabalar, öğretmenler gibi kişilerin bizimle ve başkaları ile sık tekrarlayan iletişim kalıplarının, biçimlerinin içselleştirilmesi, kişiselleştirmesi ile oluşur.

Bazen asıl önemli olan ne söylediğinden çok nasıl söylendiğidir. Bu nedenle iletişim biçimi yalnızca kullanılan cümlelerden oluşmaz , söyleme biçiminden, konuşurken bedeni kullanma biçiminden de oluşur. Çocuklar henüz bütünsel akıl yürütme işlevleri gelişmemiş olduğu için davranışın altında yatan niyeti algılamazlar, sezgisel olarak hissederler. Onların dünyasında davranış iyi ise niyet iyidir, davranış kötü ise niyet kötüdür, kısacası onlara her elma şekeri veren iyidir, kızan veya engelleyen, bağıran, vuran kötüdür. Benmerkezci bir algıya sahip oldukları için diğer insanların her davranışını kendileri ile ilişkilendirerek algılarlar. “Beni sevse böyle davranmazdı, ben kötüyüm, yaramazım, tembelim, değersizim” gibi temel kısıtlayıcı inançlar böyle gelişir.

Her insan yoğun strese girdiğinde baskın olan beyninin özelliklerini kullanır. Çocuklar herhangi bir nedenle stres yaşadığında baskın olan beyin hemisferinin kısıtlı algısına bağlı tepkileri artar. Sol beyin yarımküresi baskın olan bir çocuk stres sırasında daha takıntılı, kaygılı, tutuk tepkiler verirken sağ beyin yarımküresi baskın olan bir çocuk daha dramatik, daha duygusal, daha evhamlı, her şeye hayır deme, olumsuz bakma gibi tepkiler verebilir. Stres sırasında yaratıcı düşünce kaybolur, beyin savaş, kaç veya donkal moduna girer, bu kuşkusuz çocuklar için olduğu gibi yetişkinler içinde geçerlidir.

İletişimde sorun yaratan alanları ve sorunu büyütmeye neden olan, stres yaratıp beynin bütünleşmesini engelleyen iletişim biçimlerini ve yerine yapılabilecekleri şöyle sıralayabiliriz.

  • Çocuk yanlış veya uygun olmayan bir davranış sergilediğinde doğrudan kişiliğini eleştiren ifadeler; neden böyle yaptın, bak yapmayacağım diye söz vermiştin, ayıp ettin, hata yaptın… gibi eleştiren, yargılayan, eleştiren, yanlışı vurgulayan, veya akıl ya da öğüt veren cümleler aslında soruna odaklanır , çözümü değil sorunu vurgular, mayalar, abartır, çocuk ve ebeveyn arasında güç savaşı yaratır. Bunun yerine sakin ve hoşgörülü bir tutumla davranışları daha çok vurgularlar. Öğrenilmiş kişisel çaresizlikleri, öfke, hayal kırıklığı, korku gibi güçlü duyguları yüzünden çocuk üzerinde kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet yaratırlar. Her çocukta görülebilecek aslında dönem özelliği olan bir davranış, aslında gelecekte kendiliğinden kaybolacak bir davranış böyle vurgulanınca çocuğun kendini böyle tanımlamayı öğrendiği bir kişilik özelliğine dönüşür. Oysa çocuğun olumlu davranışları sık ifade edildiğinde, takdir edildiğinde olumlu kişilik özelliklerinin artması ve gelişmesiyle dönem özelliği olan birçok olumsuz davranış süreçte kendiliğinden azalır ve katkı verebilmek , “evet, uygun bir davranış olmadı”, demek yeterlidir. Olumlu bir davranışı çocuk o davranışı yaptığı anda davranışı överek ifade ve takdir etmek önemlidir; “tabağını mutfağa götürdüğün için teşekkür ederim, bana yardımcı oldun, düşünceli bir davranış bu” gibi cümleler onun kendini değerli hissetmesini sağlar, gelecekte sorunlarını çözerken kaynak oluşturmasını sağlar. Çocuklar olumsuz, ya da uygun olmayan bir davranışı sergilediklerinde ebeveynleri asıl endişelendiren şey o davranışların geleceğe yansımalarını zihinlerinde kurgulamaktır. “Böyle devam ederse …” diye başlayan hatta çocuğu ailede ki olumsuz örneklerle kıyaslamaya varan bu kurgulamalar yüzünden ebeveynler olumsuz bulur. Soruna değil çözüme yönelik iletişim biçimleri çocuğun gelecekte de olumlu ve gerçekçi bir “iç ses” kazanmasını sağlar. Böylelikle stres yaşadığı zamanlarda bu olumlu iç sesin rehberliği ile zor durumlarla baş edebilir.
  • Çocuklar bir zaman bilgisi ile yaşamazlar her şey hemen şimdi olmalıdır. Bu nedenle bir şeyi yapmak için tutturduklarında;” Bunu yapmak istediğini biliyorum, bu istediğini yapmak için en uygun zaman sence ne zaman olur, gel bir çözüm bulalım, beraberce bir düşünelim, geçen gün bak şöyle bir çözüm yaratmıştın” gibi cümleler çıkacak olası krizleri engeller veya azaltır ve zaman içinde çocuğu dürtülerini kontrol etmek, ertelemeyi başarmak için akıl yürütmeye , çözüm üretmeye teşvik eder, öfke patlamalarını azaltır.
  • “Hayır, olmaz” cümlesini fark etmeden sık kullanmak öfke patlamalarına ve durumun kontrolden çıkmasına neden olur. Hayır demeden önce çok iyi bir nedeniniz olduğundan emin olun. Çıkacak soruna, çatışmaya değmeyecek bir şeyse izin verin ve bunu da ifade edin “tamam izin veriyorum” Bu cümleyi sık duymak çocuğu rahatlatır, onaylandığını hisseder ve izin verilmediği zamanlardaki davranışlarının gerçekten kötü, gereksiz veya yanlış olduğunu ayırt edebilmesini sağlar.
  • Eğer çocuğunuz hareketli, dürtüsel bir çocuksa muhakkak onunla birebir zaman geçirin, anne, baba, kardeşler ve diğer akrabalarla geçirilen ortak zamanlarda herkese uymayan seçimleri ve davranışları yüzünden daha çok eleştiri alır, dışlanmış hisseder, kendini hep sorun yaratanmış gibi hisseder.
  • Çocuğunuzun günlük yaşamını ona fark ettirmeden düzenleyin. Oyun, aktivite, ders ve hobi saatlerini onun enerjisini çıkarmasına yardımcı olacak şekilde düzenleyin. Fark ettirmeden diyorum çünkü ebeveynler genellikle çocuğu önce eleştirip ( örneğin hep İpad, hep televizyon, hep oyun, o kursu da beğenmedin, gitmedin, yapmadın falan diye çocuğu çocuğa uzun uzun şikayet edip ) sonra öneri getiriyor.
  • Yaşam yorgunu anne babalar tahammülsüz ve öfkeli olur. Hayatınızı kolaylaştıracak çözümler yaratın ; kriz ortamlarını engelleyecek şekilde bir arkadaş, yardımcı, bakıcı veya öğretmenlerden yardım alın, kendinizi tüketmeyecek, rahatlatacak bir yaşam biçimi yaratın. Çocuklar sözle ifade edemeyebilirler ama sizin yaşadığınız gergin ortamları, enerjileri hisseder ve huysuzlaşarak tepki verirler.
  • Eğer eşinizle veya yakın aile üyelerinizden biriyle ilişkinizde yüzleşmeye hazır olmadığınız ama içten içe yaşadığınız bir sorun varsa bu çocuğunuzun davranışlarını, sorunlarını, hatta hastalıklarını yaratan neden olabilir. Çocuklar bilinçli olmasa da bazen bir paratoner gibi şimşekleri üzerlerine çekerek aileyi bir arada tutmak adına sorunları kendilerinde yaratırlar.
  • Yasaklar, kurallar, cezalar, sık sık engellemeler kriz ortamları yaratır, ilişkileri güç savaşına dönüştürür, çok nadir kullanın.
  • Çocuğunuzla sohbet ederken anlattığı şeyler hakkında ona yaşına uygun bir biçimde sorular sorun. Herhangi bir olayı veya sorunu anlatırken sorular sormak kendini, başkalarını anlamasına, duygularını tanımlamasına, içsel bir akıl yürütme gerçekleştirmesine yardımcı olur.

Sevgiyle hep…

Gülgün Sharafat