Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti 2

Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti 2

PAYLAŞ
Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti

Sevgili Doğan Cüceloğlu ile yaptığımız AnneBabalık sohbetimizin ikinci bölümünde çok can alıcı konular bulunmakta.  Başarılı Çocuk Yetiştirmek !…  Çocuklarda Sorumluluk ve Özgüven!… Etkin AnneBaba Tutumları…  Mutlu Çocuk… Sizleri Doğan Hoca’nın yorumları ile baş başa bırakıyoruz…

– Bütün Anne-Babaların en büyük amacı başarılı çocuk yetiştirmektir. Bunu da okul başarısı ve eğitim başarısı ile elde edeceğini düşünerek çocuklarını çalışmaya, sınavlarda başarılı olmaya ve iyi okullara girmeye zorlarlar. Hatta üniversite seçimlerinde bile anne-baba’lar kararları alıyorlar. Oysa ki siz dersiniz ki önemli olan ‘Yaşam Başarısı’dır. Yaşam başarısını nasıl açıklarsınız?

Bir keresinde girdiğim bir sınıfta 24 öğrenci vardı; 13 kız 11 erkek. Bir köşeye yürüdüm ve çocuklar dedim bu köşe “sıfır”, burada  hiç kendi yaşamınızda yoksunuz, anlatılan ders, yapılan iş hiç ilginizi çekmiyor, çok sıkılıyorsunuz, çok sıkılmış durumdasınız… Burada hiç var değilsiniz burası “sıfır” dedim. “Beni anlıyor musunuz?” diye sorduğumda hepsi koro halinde “evet!!!” dediler. Ondan sonra tam karşı köşeye gittim ve burası da “on” dedim, kendi yaşamınızda tam varsınız ve siz yapılan şeyden çok hoşlanıyorsunuz, hiç oradan ayrılmak istemiyorsunuz hatta ben gidelim dondurma falan alalım diyorum,gelmiyorsunuz ve ortası da “beş”  dedim. Küçük kağıtlar dağıtmıştım; şimdi dedim yazın bakalım bu okulda ne kadar varsınız. Bir öğrenci küsürlü verebilir miyiz dedi; verebilirsiniz dedim. Alay ediyor sandım. Sonra baktım hakikatten birçok öğrenci  küsürlü vermiş. Hatta hatırlıyorum bir kız 4,5 vermiş; “Niye dedim 4,5 ?”, “Öyle hissediyorum“dedi. Öğleden sonra ortaokulda ölçeği yüz yaptım ve aynı şeyi sordum. Yuvarlak veren yoktu. 72 veren vardı, 88 veren vardı , 46 veren vardı…

Şimdi buradan şu düşünceye vardım; beynimizin bir yanı bunu hep biliyor. Nasıl ki biz konuşurken şimdi farkında değiliz ama kalbimizin atışı, bağırsak sistemimiz, vücudumuzun ısısı  düzenleniyor ve daha birçok şey beyin tarafından yönetiliyor. Beynimiz aynı zamanda, şimdi ve burada yaşamımızda ne kadar ‘var’ız konusunu da biliyor. Ben sorduğum zaman birisine “Aç mısın?“, hemen cevap verebiliyor, “ Susuz musun?“,  hemen cevap verebiliyor. Bu birikim halinde devam ediyor , yani birisine günün sonunda “ Bugün sen kendi yaşamında ne kadar vardın ? “ diye sorduğunda bir cevap verebiliyor. “İstediğim bir günü yaşadım mı, yaşamadım mı?”. Haftanın ortalamasını alabilirsiniz, ayın ortalamasını, yılın ortalamasını alabilirsiniz. Bir yaşamın da ortalaması vardır. Kendi yaşamında kendin olarak var olmayı beyin biliyor. Yaşlandıkça yüzü asılan ve mendeburlaşan insanlar var, yaşayamamış insanlar.

Eric From der ki; “Yaşanmamış yaşamlar en büyük tehlikedir, bütün savaşlar ondan dolayı çıkar.” Buna kesinlikle inanıyorum. İşte bu “Ben yaşadım, anlamlı, çoşkulu ve güçlü bir yaşamım var” diyebilmek, işte yaşam başarısı o oluyor.

Ve yaşam başarısı diğer tüm başarılara şemsiye görevi  görüyor yani yaşam başarısı olmamış bir insanın iş başarısı anlamlı değil, yaşam başarısı olmayan bir insanın evlilik ve aile başarısı pek anlam bulamıyor. O nedenle Anababa’nın çocuğu kendi yaşamında kendisi olarak var olmasına izin veren bir kişilik yaratması lazım. Kendi yaşamında kendisi olarak var olmak üzere yaratılmış çocuklar.

Bana “Yaşamın anlamı ne?”  diye soruyorsun.  Yaşamın anlamı ne? Kesinlikle ‘bir macera’ ve çocuk bu macerayı yaşamak üzere dünyaya  gelmiş. Baktığın zaman çocuk sürekli yeni bir şey öğrenmek ve anlam vermek ve keşfetmek üzere kurulmuş vaziyette. Para, güç, bilgi hep bu keşfetmeye yardım ettiği sürece anlamlı oluyor, yoksa onların birikimi kendi başına bir anlam ifade etmiyor. Çocuk zaten bu keşfetme sürecini devam ettirmek üzere programlanmış;  bütün biyolojik mekanizması, bilişsel matematik mekanizması, duyusal mekanizması keşfetmek üzere. Zoru başarmayı çok ister çocuk, sürekli  merdivene tırmanmak ister, duvardan atlamak ister, sürekli yeni bir şeyler denemek ve yapmak ister… ona göre programlanmış vaziyettetir.  Anababa’nın çocuğu bu yöne teşvik etmesi lazım. Şimdi kendi yaşamında kendisi olarak var olamayan bir insanın hayatına baktığında parasının, ilişkisinin, gücünün, bilgisiniz bir anlamı yok ki ! Böylelikle soğuk, bıkkın, küskün öfkeli insanlardan oluşan bir toplum oluşturmaya başlıyoruz. Ama evi var, bahçesi var… ama içinde yaşayan beden ceset! Günah, yazık… Benim için esas itibari ile günah bu oluyor. Onun için hakikaten ‘yaşam ne demek’,’ yaşamak ne demek’ ve ‘yaşamın anlamı ne’ ,’ yaşam çoşkusu ne demek’  konusunda bir farkındalık geliştirmemiz lazım.  

Anababa’lar çocuklarının iyiliği için çocuklarının ruhunu öldürüyorlar.Ve bunun farkında değiller ve böylelikle yaşama çoşkusunu kaybetmiş, kendine güveni olmayan bir sürü kültür robotu yetişmeye başlıyor.

Benim de kendime biçtiğim vizyon bunu farkına vardırmak. Farkına vardığı zaman annebaba “ben ne yapıyorum?!“ şeklinde, tavır içerisinde uyanıp hakikaten kendi hayatını, kendisi olarak yaşamaya, çoşkulu bir şekilde yaşamaya özen gösteren çocuklar yetiştirmeye çalışıyorlar. Bunu iyi niyetle yapmaya çalıştıklarını görüyorum.

Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti
Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti

– Hepimizin amacı özgüvenli ve sorumluluk sahibi çocuklar yetiştirmek. Bunun bir yöntemi var mı? En çok dikkat edilmesi gereken ve en hassas yaklaşım sizce nelerdir? Doğru bir şey var mıdır ?

Var, bence de önemli bir konu bu. Şimdi daha önce bahsettiğim üzerinde çalıştığım kitapta , üzerinde durmak istediğim şeylerden bir tanesi bu. Yani anababa çocukla ilişkisinde korku ve kaygıdan kaynaklanan bir yaklaşım içinde mi,  yoksa umut ve güvenden kaynaklanan bir yaklaşım içinde mi? Korku ve kaygıdan yaklaştığın zaman şöyle olur;  ‘Kimseye muhtaç olmasın, aman parasını kazansın, aç, sefil olmasın ayakları üzerinde durabilsin’ kaygısı var. Bu kaygıyı çocuk anlıyor, bu varoluş kaygısı. Çocuk annenin babanın bakışlarından, konuşmalarından anlıyor.

Çocuğun algıladığı şu; “Demek ki benim kendim olarak güçlü bir şekilde gelişmem mümkün değil , onun için bana güvenmiyorlar, inanmıyorlar ve benim sürekli desteklenmem, beslenmem lazım  aksi halde aç sefil kalacağım. Bu sefer çocuk kendiliğinden şu kararı alıyor; ‘Hayat korkulacak bir şey ve aç kalabilirim, sefil olabilirim, başkasına muhtaç olurum’ duygusu içerisine düşüyor ve bu öyle sinsi bir tavır ki çocuk yaşamdan korkulacak bir şeydir mesajını aldığının ve içine sindirdiğinin farkında olmuyor. Ondan dolayı o da hepsi  gibi büyüdüğü zaman  soğuk, bıkkın, kaygılı ve öfkeli bir insan toplumunun  parçası oluyor.

Annebaba bilinçli olsa ve o çocuğun potansiyelinin ne demek olduğunun farkında olsa! İnanın ki muhteşem bir potansiyel o,  geliştirildiği zaman değil kendisini doyurmak, tüm ülkeyi doyuracak potansiyel olur; lider olur, yeni buluşlarla öyle bir hale gelebilir ki … Günümüzde biliyoruz bazı insanlar var ki hayata sıfırdan başlamış ve öyle geliştirmişler ki kendilerini  vakıf kurup milyar dolarlar bağışlıyorlar o vakfa. Onlar da bizim gibi anababası olan kişiler.

Şimdi böylelikle anababa konuşurken ‘Sen yeter ki kendinin farkına var, yeter ki hoşuna giden şeyin farkına var, çoşkulu bir şekilde şevkle çalış ve içinden gelen şeyi yap ve elinden gelenin en iyisini yap, yaparken de çoşkuyla yap’ olarak baktığında bu kişi değişik şeylere girer çıkar. Anababa bir de’ hata yapmaktan korkma her hata bir öğrenme fırsatıdır ‘ diye bakacak olursa bu kişi muhtemelen 24-26 yaşından sonra birçok alanlarda üretici durumlara girmeye başlar. Türkiye’de son elli yılda şirket kurmuş ve bugün şirketi hala ayakta duran insanları gözlemlediğinizde ( bunların listesini ticaret, sanayi odalarından  elde edebilirsiniz) ve bu listedeki insanlara şu iki soruyu sorduğunuzda ; “Kırsal bölgede mi yetişmiş, şehir de mi ?” diye göreceksiniz ki çoğu kırsal bölgede yetişmiştir. Yüksek tahsili var mı, yoksa yok mu diye baktığınızda ise  çoğunun yüksek tahsilinin olmadığı ortaya çıkar. Burada çok önemli açıkça görünen bir şey var. Peki ya bu insanlara büyürken fırsat verilmiş midir? Çoğuna fırsat verildiğini görürüz. Simit satmıştır, ayakkabıcı olmuştur…  ya dedesi ya da birisi ona yol göstermiştir. Şöyle yap böyle yap vs…Ve hata yaptığı zaman da tabii 3-4 kere iflas edeceksin ki ondan sonra işi öğreneceksin demişlerdir.

Hata yapmaktan korkmamışlardır.

Bu durum açıkça görünür. Ayrıca bazı bölgeler var; Antep gibi, Kayseri gibi, Denizli gibi bol miktarda iş adamı çıkıyor özellikle  onların köylerinden çıkıyor. Niye ? İncelediğin zaman sosyolik, psikolojik olarak çok belirgin olarak bazı şeyler çıkacak, hepsinin kendine özgüveni var,  yapabilirim duygusu var, hatadan kormuyor ama kendisini tanıyor, gelecekle ilgili bir vizyon oluşturuyor. İnsan ilişkilerini çok iyi biliyor, zamanın değerini biliyor, güvenilir insan olmaya önem veriyor. Bunun gibi bazı temel şeyler var. AnneBabanın önem vereceği şey çocuğun kendisi olarak güçlü  olarak gelişebilmesine ortam hazırlamak olmalı.

Bu da ‘ Ben sana güveniyorum ve sen elinden gelenin en iyisini çoşkuyla yaparsan, şevkle yaparsan hiç kimse aç kalmaz ve sakin paranın, korkunun esiri olma, gönlünün istediği bir şekilde işini iyi yap, gönlünün istediği bir şekilde eşini seç çoşkulu bir yaşamın olsun’ diye bakabilmeli bence.

Bu korku belası bence çok kötüdür ve çocukları çok etkiler.

Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti
Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti

– Etkin ‘Anne-Baba’ tutumlarının vazgeçilmezleri sizce nelerdir?

Çocukla annebaba etkileşime başladığı zaman bunun çok önemli bir an olduğunun farkında olmak lazım, bu da çok önemli. Çünkü benim üzerinde ısrarla durmuş olduğum şey annebaba ve çocuk birbirlerinin tanığı olma durumunda ve o tanıklık süreci üzerinde ısrarla durulması gerek en bir konu. Annebaba çocuğa nasıl tanıklık yaptığının farkında olmalı. En önemli tanıklık süreci de dinleme sırasında ortaya çıkar.

Ben tanıklıkta 6 tane boyut belirliyorum. Bu ilişki etkileşimi sırasında çocuk şu mesajları alır ;

  1. Ben önemli miyim? Önemsiz miyim?
  2.  Değerli miyim? Değersiz miyim ?
  3. Ben elimden iş gelen birisi miyim? Yapabileceğime güveniliyor mu, güvenilmiyor mu?
  4. Ben de bir bozukluk var mı, yok mu ? Kabul görüyor muyum ?
  5. Hem ait hem de birey olma konusunda saygı duyulacak birisi miyim ?
  6. Sevilmeye  layık mıyım değil miyim ?  

Bunlar zihinsel mesajlar değil duygusal mesajlardır. Çocuk bunları  sezgisel olarak alıyor. Anaba bu mesajları en güçlü şekilde çocukla sohbet içinde olduğu zaman dinleme davranışında veriyor. Çocuk konuşurken onu tam anlamıyla takip edebilme, anlama, anladığını ifade edebilme, soru sorma… Biz buna  ‘adam yerine koyma’ diyoruz. Bu sohbetler sırasında çocuk hayatını anlatıyor, hayatını anlatırken onu yargılamadan sorular sorma “ Şu aklına geldi mi? Peki bunu yapsaydın ne olurdu? Sana yapsalar ne olurdu ?” gibi sorularla hayatın bütün olaylarını öğrenilecek ortam haline getirmek mümkün. 

Ben buna çocuğu kalıplama yerine çocuğu geliştirme ortamı olarak görüyorum. Etkili olmayı o şekilde anlıyorum.

Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti
Doğan Cüceloğlu ile AnneBaba’lık Sohbeti

– ‘Mutlu çocuğu’ nasıl tarif edersiniz?

Benim için mutlu çocuk yaşamı bir macera yolculuğu olarak yaşayabilen çocuktur. Böylelikle kendi yaşamında kendisi olarak vardır.

Şimdi yaratılışından çocuğun içinde iki tane temel potansiyel var. Bir tanesi bu ‘donanım ‘dediğimiz sinir sistemi, akıl alamayacak muhteşem bir potansiyel verilmiş orada. Bir çocuğun yani bir insanın sinir sistemindeki sinapsların sayısı o kadar fazla ki birisi diyor ki saniyede bir sinaps sayacak olsak ancak 37milyon yılda sayabilirsiniz bir insanın sinir sistemindeki sinapsları n sayısını. Akıl alamayacak bir şey bu. Ve o sinapslar esasında  öğrenme potansiyelini gösteriyor.

Şimdi bu ‘donanım’, bir de ‘yazılım’ verilmiş . Demiş ki Yaradan “Merak edeceksin” . Merak etmeyen çocuk yok.  “Merak edeceksin, belirsizliği sevmeyeceksin, belirgin hale getireceksin…” Ondan dolayı çocuk merak ediyor, elinde değil merak etmemek. Şimdi hem kapasite vermiş, hem de merak vermiş. Daha ne istersin, yani “ Doğan diyorum her bir çocuk muhteşem bir potansiyel filozof ve de bilim insanı “. Ve bir filozof ve bilim insanı olarak macerasını yaşamak istiyor, yolculuğa çıkmak istiyor.

Anababanın yapacağı yegane şey engel  olma, sadece yardımcı ol, engel olma!… Soru sormasını teşvik et.

Vernon  adında bir nörofizyoloji profesorüne Amerika’da Nobel’e denk gelen nörofizyoloji alanında ödül verilmiş.  Ziyaret ettiği okullardan birinde sınıfına girdiği bir öğrenci el kaldırmış ve şöyle sormuş; ” Prof.Vernon tebrik ediyoruz, takip ettik ödül aldınız, ben demiş bir araştırma yaptım Amerika’da 2318 tane nörofizyoloji  profesörü var . Efendim niçin siz aldınız bu ödülü? Vernon  da gülümsemiş; “Bunun cevabını bilmem mümkün değil ama bir hipotezim var annemden dolayı” demiş. “ İlkokulda biz okuldan dönerken diğer çocukların anneleri bugün öğretmenin sorusuna iyi cevap verdin mi diye çocuklarına sorarlardı, benim annem ‘ Vernon bugün öğretmenine iyi bir soru sordun mu ?’ ” derdi.Şimdi tanıklık meselesi diyorum ya, soru sormaya tanıklık yapmak. Ben soru sormayı önemsedim, soru sormaya devam ettim ve bundan dolayı sonuç böyle oldu demiş.

İşte bu macera, yolculuk eğer izin verilirse bence yolculuğun kendisinde mutluluk. Vardığın yerde değil. O yolculuğu yaptığın sürece bir şükür duygusu içerisinde, keşfetme süreci içerisinde olmak bence mutluluğun ta kendisi.

happy girl22

Röportaj : Tuğba Darıcı Boztepe

YORUM YOK

CEVAP YAZ